|
|
|
| |
<<
Kişisel
Gelişim
BİLGİ
BİRİKİMİ VE ŞİRKETLER
"Her giden bir şey aldı götürdü benden” diye
başlayan bir şarki vardı. Önce Erol Evgin
seslendirmişti, sonra başka sarkıcılar.
Bazı takımlar yıllarca ( gerek Türkiye liginde,
gerek Avrupa liglerinde) fırtına gibi eserler.
Ali Kemal’li,Kadir’li,Cemil’li Trabzon spor;
Fethi, Kamuran, İsmail’li Eskişehirspor ; Ali,
Feyyaz, Metin’in oynadığı Beşiktaş’ı unutamayız.
Avrupa’da Cruyf’lu Ayax, Beckenbaur’lu, B.
Munich’in başarılarını hemen hatırlarız.
Sonra bir dönem gelir, bu takımların yıldızı
söner, eski başarılar geçmişte kalır. Artık yeni
takımlar gündemdedir. 10-15 yıllık devrelerden
sonra eski başarılarını yakalayan bazı takımlar
olduğu gibi ikinci üçüncü liglere, amatör
kümelere düşenleri kapanan kulüpleri anımsarız.
Firmalarla kulüpler arasında bir benzerlik var
mi? derseniz bence var.
Firmalarda belli dönemlerde gerek lider
yöneticiler tarafından, bazen de konjektur
gereği yükselir, yıldızlaşır ve futbol takımları
örneğinde olduğu gibi nasıl olduğunu anlamadan
zirvenin eteklerine yuvarlanır, küçük bir
firmaya döner veya kapanır gider.
Takımları zirveye taşıyan kulüp başkanından
malzemeciye kadar uzanan tüm kademeler bir ekip
olmuştur. Anlayışlı birliği vardır. Lider bir
antrenör, yıldız oyuncuların oluşturduğu ekip
hırçın bir sel gibi önüne geleni alır götürür,
sonra mevcut kadro ayni kaliteli oyuncularla
takviye edilemez; gelecek için planlar ve
yatırımlar yapılamaz yöneticiler değişir ;
anlayış değişir; konjektur değişir. . . .
gerileme baslar. Gerilemenin sebebi gerektiği
gibi araştırılmaz. Takıma alelacele alınan
birkaç yıldız futbolcu, o an için boşta kalmış
ünlü bir antrenör ile eski basarılar tekrar
beklenir. Doğal olarak geçici, kısa dönemli
basarılar elde edilir. Sonra tekrar vasat
çizgiye dönülür, basarinin altında yatan sırra
ulaşılamamıştır.
Uzun ömürlü basarili şirketlerin yöneticileri
başarılarını birbirini izleyen basarili
yöneticilere borçludurlar, bu yöneticiler
kendilerini firmalarını geleceğe hazırlamakla
görevlendirmişlerdir. Basarinin temelinde yatan
sır budur.
Takımlardaki yıldızların gidisi en azından kulüp
bünyesinde konuşulur, yarattığı boşluk
doldurulmaya çalışılır. Peki ye firmalardan
ayrılanlar ?
İnsan sermayesi bir yerden başka bir yere
giderken arkalarında görülmeyen, bazen de
görülmek istenmeyen boşluk bırakırlar. Her
ayrılan çalışan bir kayıptır.
Firmaların büyük bir çoğunluğunda aslında şirket
faaliyetlerine ait bilgilerin büyük bir
çoğunluğu insanların kafasının içinde kalır.
Gerçi sektörde firma sahipleri ve tepe
yöneticilerinin her şeyi bildiği(!) firma sayısı
çok fazladır. Bizim bu firmalara katkımız olamaz
( ihtiyaçları olmadığı için) konumuz diğer
firmalardır.
Firmalar yoğun insan sirkülasyonundan daha az
etkilenmesi, firmanın gelişmesini sürdürebilmesi
için insanların “bilgi” etrafında örgütlenmesini
sağlamak zorundadır.
Öncelikle firmalar kendilerini bir makine,
çalışanların bir cıvata anlayışından,
görüntüsünden hızla uzaklaşmalı bilgiyi paylasan
bir yapı içinde örgütlenmelidir. Bilgiler
çalışanların beyninde sağda solda kalmış bazı
evraklardan bir bilgi bankasına aktarılmalıdır.
Öncelikle çalışan tüm prosesler kayda
geçirilmelidir. İkinci olarak numune çalışmaları
kayıt altına alınmalıdır. Üçüncü adim belli
konulardaki deneyimler ( o an için çalışılsın
yada çalışılmasın) kayda geçirilmelidir.
Hatalar, her seviyede yapılan hatalar kayda
geçirilip her elemanın ulaşımına açık olmalıdır.
Bu şekilde eski hataların tekrarlanması önlenir.
Bilginin kayda geçirilmesinden sonraki adim
bilginin paylaşımı olmalıdır. Bunun için
insanların birbirlerine ve çalıştığı firmaya
güven duyacağı bir ortam yaratılmalıdır.
İnsanlar paylaştıkça daha iyi iletişim kurarlar.
Çalışanlar kendilerini daha mutlu edecek
başarıları üreten bir ekipte yer almak isterler.
Çalışanlar arasında ortak yönler arttıkça bilgi
paylaşımı ve iletişim artar.
Bilgiyi kayda geçirdikten, çalışanların bilgiye
ulaşmasına sağladıktan sonra atılacak en önemli
adim çalışanların kendilerini ifade etmek,
geliştirmek imkanının tanınmasıdır.
Firmamızın geleceğin basarili şirketi olmasını
istiyorsak, firma sahipleri ve tepe yöneticileri
yöneticilerin her şeyi bilmediğini bile bile
yinede onlardan her şeyi bekleme huyundan,
alışkanlığından vazgeçmelidirler.
Orta ve üst düzey yöneticiye düsen iki görev
vardır. Elemanlarına “düşünme, düşüncesini ifade
etme, karar verme” iznini vermek ( başkalarına
bir şey gelmeyeceği teminatıyla) ; diğeri de is
değiştirdiklerinde arkalarında nasıl bir miras
bırakacaklarını düşünmek.
Unutmayalım en önemli miras insandır. Farkı
insan yaratır.
|
|
|
|