|
|
|
| |
<<
Kişisel
Gelişim
BİTKİSEL TÜY DÖKÜCÜLERLE, "TEREYAĞINDAN KIL
ÇEKER GİBİ" BAŞARDI!
Kaynak: Patentdünyası.com /METİN CAN
Dünyada ilk defa bitkisel yollarla tüyleri yok
eden kremi icat eden Cihat Dündar, 10 ay içinde
hem markalaştı hem de 3 milyon dolarlık ciroya
ulaştı. işte Cihat Dündar’ın 4 yıl boyunca
varını yoğunu Ar-Ge’ye harcayarak ulaştığı
başarı...
Dünyada ilk defa tüyleri kökünden yok eden
bitkisel kremi (Bio-Der) üretmeyi başardınız, bu
süreçten bahseder misiniz? Nasıl doğdu Bio-Der
fikri?
Almanya’da lise eğitimime devam ederken, bazı
sorunlardan dolayı okulu bırakmak zorunda
kaldım. Doğal olarak bu süreç beni hayata karşı
aktif hale getirdi. Küçük yaşta olmama rağmen
ticaretle uğraşmaya başladım. Bu süreç uzun
yıllar devam etti. Daha sonra askerlik için
Türkiye’ye geldim ve bir daha geri dönmedim.
Burada kendi şirketimi kurarak ticaret yapmaya
karar verdim. Öncelikle inşaat ve mobilya
sektöründe şansımı denedim. Belli bir ölçü de
başarı da yakaladım aslında. Ama benin asıl
hedefim dünya çapında bir Türk şirketi
yaratabilmekti. Bunun için de dünya da
üretilmeyen ya da henüz keşfedilmemiş bir ürün
icat etmek gerekiyordu, bu hedefime de inşaat ya
da mobilya sektörü ile ulaşmanın zor olduğunu
biliyordum.
Bu düşünceler beni, aynı zamanda özel ilgi
alanıma giren ‘tıbbi kozmetik’ sektörüne
yöneltti ve evrensel bir sorun olan vücuttaki
tüyleri yok eden bir kremi, bitkisel yollarla
icat etmekti hedefledim ve 1998 yılında Dündar
Kimya’yı kurdum. Tabi böyle bir hedefin ciddi
bir Ar-Ge bütçesi olacağını biliyordum. Bu
yüzden diğer iki şirketimin gelirini buradaki
Ar-Ge çalımlarına yönlendirmeye başladım ve dört
yıl sürecek Ar-Ge çalışmalarımız da böylece
başlamış oldu.
Ar-ge sürecinden biraz daha bahseder misiniz,
araştırmalarınızı nasıl bir strateji izleyerek
yaptınız?
Tam dört yıl bitkiler üzerine araştırma yaptık.
Bu çalışmalarda bir çok bilim adamı görev aldı
Binlerce bitki laboratuar ortamında denendi.
Daha sonra bunlar krem haline getirildi ve
gözlem olarak tüylerde bir azalma olup olmadığı
denendi. Bu şekilde en az 30-40 kere ayrı ayrı
kremler oluşturulup gözlemler yapıldı. Defalarca
olumsuz sorunlarla karşılaştık. Gerçekten çok
zahmetli bir araştırma dönemi geçirdik.
Tabi bu arada, tüm mal varlığım da buradaki Ar-Ge
çalışmalarında erimeye başladı. Araştırmayla
geçen 4 yılın, bana maliyeti 1 milyon doları
geçti. Sonunda da cebimde beş kuruş kalmadığı
gibi çevreme de borçlandım. Ama tam tükenmek
üzereyken başarıya ulaştık ve dünyada ilk defa
bitkisel yollarla tüyleri yok eden kremi bulduk.
Bulduğumuz bu krem, 5 ay içersinde çapta ve
sayıda tüyleri yüzde 80 oranında yok ettiğini
gördük. Ayrıca bu tüyleri vücut artık
üretemiyordu. Yani bu sorunu kökünden çözmeyi
başarmış olduk
Peki bu buluşunuzu bağımsız kuruluşlara da
onaylattınız mı?
Tabi ki kendi gözlemlerimiz yeterli değildi ve
bağımsız kurumların onayını almamız gerekiyordu.
Bu yüzden, Anadolu Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi’ne ve Çapa Tıp Fakültesi Dermatoloji
Ana Bilim Dalı’na ürünlerimizi etkinlik ve
emniyet testi için götürdük. Yine çevremden
aldığım borç ile üniversitelere araştırma
ücretlerini ödedim ve sonucu heyecanla beklemeye
başladım. Çünkü araştırmanın negatif çıkması
durumunda benim ticari hayatımın sonu olacaktı.
Kısacası borçlarımı ödeyemeyecektim ve
muhtemelen hapse girecektim. Beynimden bu
senaryolar geçerken, buluşumuzu inceleyen 2
üniversite de beni ayrı ayrı arayarak davet
ettiler. Her iki üniversitenin yetkililerinin
bana söylediği cümle şu oldu; ‘Bu krem tıp
tarihine geçecek bir buluş’
Neden bitkisel ürünler üzerine yoğunlaştınız?
Öncelikle tüyler, insanlığın varoluşundan bu
güne kadar süregelen bir sorunudur. Özellikle
kadınlar için yaşam boyu bir çileye dönüşebilir.
Benim kafamdan hep bu sorundan, insanoğlunu
kurtarabilir miyim diye geçerdi. Belli bir
sermaye birikimini de ulaşınca denemeye karar
verdim. Niye bitkisel ürünler sorusuna gelince,
’17-18 yaşlarımdayken yüzümde çok fazla sivilce
çıkıyordu. O yıllarda denemediğim ilaç kalmadı
diyebilirim. Ama hiç birinde de başarılı
sonuçlar alamadım. Aksine kimyasal karışımlı bu
ilaçlar yüzümü daha fazla tahriş etmeye başladı.
Daha sonraları bir aile dostumuz bana bal ile
yoğurt karıştırıp gün aşırı uygulamamı söyledi.
Ve ben bu mucizevi formül sayesinde yüzümdeki
sorunlardan kısa sürede kurtuldum.’ Tıbbi
kozmetiğe olan merakım böyle başladı. Uzun
yıllar kendi çabalarımla araştırmalar yaptım ve
şuan inandım. Bitkileri kullanarak ölüm ve
yaşlanma hariç her şeye çözüm bulunabilir. Bugün
dünya diğer adı da alternatif tıp olarak biline
bu alan kayıyor. Avrupa’da bile insanlar artık
modern tıbba olan inancını kaybetmeye başladı.
Peki bu ürünü tanıtmayı nasıl başardınız?
Çünkü maddi anlamda büyük sıkıntı içine
düştüğünüzü söylüyorsunuz?
Tabi dediğiniz doğru, sıfırı tükettiğimiz için
ürünü piyasaya tanıtacak maddi gücümüz yoktu.
Ama bu kadar emek harcadığımız bir ürün mutlaka
tanıtılmalıydı. Bir kaç gazeteye çek karşılığı
kartvizit büyüklüğünde ilanlar verdim. Bu
ilanları verirken de yine çok büyük risk aldım,
çünkü ilan hedefe ulaşmazsa gazetelere
ödeyebilecek tek kuruşum yoktu. Ama korktuğum
başıma gelmedi. Ciddi bir taleple karşılaştık.
Gelen talep karşısında hemen pazarlama yapımızı
oluşturduk. 3 ay içersinde de bütün borçlarımı
ödedim. Önceleri 20 metrekarelik bir büroda
iken, 6 ay sonra 5 katlı bir binaya geçtik.
Özellikle ürünü piyasaya sürdükten 6 ay sonra
daha da rahatladık. Çünkü ürün işe yarıyordu ve
kulaktan kulağa hızla yayıldı. Bugün ise Türkiye
çapındaki 20 bin eczanede ürünlerimiz satılıyor.
Özellikle Avrupa’da kozmetik sektöründe çok
güçlü şirketler var ve bunların Ar-Ge
yapılarının da çok güçlü olduğu biliniyor. Bu
devlerden önce bu kremi üretmeyi nasıl
başardınız?
Türkiye, bulunduğu coğrafi konum olarak çok
şanlı bir konumda yer alıyor. Ülkemizde 9 bin’in
üzerinde bitki var. Bu Avrupa’daki toplam bitki
oranından çok fazla. Avrupalılar bizdeki
bitkilerin daha adını bile bilmiyorlar. Ayrıca
bitkilerle tedavi yöntemi bizde çok daha
ilerlemiş durumda. Aynı zamanda bitkilerle
tedavi yöntemi, şark toplumlarında tarihsel bir
gelenek olduğunu da biliyoruz. Bugün, İbn-i
Sina, Farabi ve Lokman Hekim’in kitaplarını
Avrupa halen inceliyor. Bu yüzden Avrupa bizim
kadar bitkilere hakim değil. Bence en önemli
farkımız bu oldu. Avrupalı şirketler daha çok
kimyasal içerikli buluşlar üzerine eğiliyorlar.
Peki bu ürününüz pazarda nasıl bir etki
yarattı, biraz da bu pazardan bahseder misiniz?
Pazarın yapısında devler var; Loreal, vichy
gibi...Ama bu firmaların ürünleri bizim
alanımıza girmiyor. Onlar sadece Tüy dökücü
kimyasal içerikli kremler üretiyor. Bizim
ürünümüz, hem bitkisel içerikli hem de tüyleri
yok edici özellikte. Bu anlamda lazerle tedavi
yöntemlerini saymazsak kendi yarattığımız
pazarın lideriyiz.
Yurtdışına da açılacaksınız sanırım?
Tabi ki hedefimiz o. Zaten Bio-Der markasını
dünya çapında bir ürün haline getirmek
istiyoruz. Ancak daha Türkiye pazarında bile 10
aylık bir geçmişimiz var. Önce kendi evimizde
güçlü olmak istiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki,
yurt dışından korkunç talep var. Örneğin geçende
yurtdışında bir Pazar araştırması yaptırdık ve
hemen üretimimizi arttırmak için 2 bin metrekare
kapalı alandan oluşan yeni bir üretim tesisi
için kolları sıvadık.
Peki bu arada Ar-ge çalışmalarınız devam
ediyor mu, ya da farklı alanlarda yeni buluş
hedefleriniz var mı?
Şimdi saçları çıkartacak bir formül üzerinde
çalışıyoruz. Bazı önemli verilere ulaştık,
örneğin saç hücrelerine ‘üret’ emrini verecek
birkaç bitki olduğunu sanıyoruz. Bunlar üzerine
çalışmalarımız devam ediyor.
KUTU
BİODER NEDİR?
Bio-Der, tamamen bitkisel özlerden yapılan ve
hiçbir yan etkisi olmayan bir krem. Kullanıldığı
bölgedeki tüylerde, 6 içersinde çapta ve sayıda
yüzde 80’lere varan bir oranda azalma sağlıyor.
En önemli özelliği ise kullanılan bölgede bir
daha tüylenme olmuyor.
KUTU
Cihat Dündar, Bio-Der’i yaratabilmek için 4 yıl
boyunca 1 milyon dolar harcadı. İflasın eşiğine
gelen Dündar bu süre sonunda istediği kremi
üretince 10 ayda 3 milyon dolar kazandı.
KUTU
“Yine çevremden aldığım borç ile üniversitelere
araştırma ücretlerini ödedim ve sonucu heyecanla
beklemeye başladım. Çünkü araştırmanın negatif
çıkması, benim ticari hayatımın sonu demekti.
Kısacası borçlarımı ödeyemeyecektim ve
muhtemelen hapse girecektim. Beynimden bu
senaryolar geçerken, buluşumuzu inceleyen 2
üniversite de beni ayrı ayrı arayarak davet
ettiler. Her iki üniversitenin yetkililerinin
bana söylediği cümle şu oldu; ‘Bu krem tıp
tarihine geçecek bir buluş’”
Kaynak:
http://www.kigem.com/content.asp?bodyID=1336 |
|
|
|