|
|
|
| |
<<
Kişisel
Gelişim
OKUMAK YADA OKUMAMAK
Fobi korku demektir. İnsanlarda çeşitli fobiler
vardır. Kimi yüksekten korkar , kimi kapalı
yerde kalmaktan, kimi kalabalıktan korkar. 500
den fazla korku çeşidi olduğu psikologlarca
saptanmıştır.
Psikologlar bu fobileri çeşitli yollarla tedavi
etmektedir. (tabici fobisini tespit edip,tedavi
olmak isteyenleri. . )Ancak bazı fobiler topluma
salgın bir hastalık gibi yayılmıştır , fobi
olarak görülmediği içinde tedavisi için çaba
gösterilmez.
Bibliofobi’de toplumumuza yayılmış , büyük
çoğunluğumuz da bulunan bir fobidir. Ancak
toplumumuzdaki insanlar yani bizler bu fobi ’ye
sahip olduğumuzu kabul etmediğimizden tedavisi
olanaksızdır.
Sahi nedir BIBLIOFOBI ? derseniz hemen
açıklayayım. BIBLIOFOBI kitap okuma korkusudur.
Bu korkunun toplumumuza yerleşmesinde 12
Eylül’ün büyük katkısı olmuştur. Toplatılan ;
yakılan ; televizyonda teshir edilen insanların
arkasında gösterilen kitaplar topluma su mesajı
vermiştir. Kitap okursan basın belaya girer.
Mesaj başarıya ulaşmıştır. Renkli T. V. , video
salgını şayisi hızla artan TV kanalları ; Bu
kanalları doldurmak için yaptırılan ıvır-zıvır
programlar ; değişen kültür anlayışı . . . Kitap
, gazete , dergi okuma alışkanlığını yok
etmiştir.
Memurlar için daha önce kitap okumak , gazete
almak nerdeyse bir statü belirtisiydi. değişen
kültürel anlayış , yüksek enflasyon memur
kesiminin bu alışkanlığını yıkmıştır. Toplumu
saran köse dönücülük furyası sonucunda paralı
olmak önem kazanmıştır. Paranın nasıl
kazanıldığı önemini kaybetmiştir. Parası olanlar
konuşmaya başlamıştır.
Süreç içinde oluşan “ medya ” grupları da
birbirinden sulu programlarla toplumdaki bu
dönüşüme önderlik etmiştir. Bu yolculukta son
istasyon Televole programları olmuştur.
Bütçelerinden kesinti yapmaya karar veren
ailelerin % 11,4 ’ü kitap ve gazete almaktan
vazgeçiyor. En çabuk vazgeçen meslekler arasında
emekliler ( % 13,5 ) ; Esnaf ve sanayici-tüccar
( % 12,6 ) ile ilk sıraları alıyor. ( Türkiye de
kitap okuma alışkanlığı “ ITO yayınları 2001
yayın No:15 ” )
Ülkemizde bırakın ortaokul mezunlarını
üniversite ve lise mezunlarının şayisi
milyonları asmıştır. Buna rağmen ülkemizde 7250
kişiye bir kitap düşmektedir.
Gazete ve dergilerde de durum pek farklı
değil,ülkemizde yaklaşık 3 milyon gazete
satılmaktadır. Değişik konularda çıkan yüzlerce
derginin tirajda ~300 bindir. Son ekonomik
krizde bu sayı daha da düşmüştür. Düsen sadece
tirajlar değildir. basın çok büyük itibar
kaybetmiştir.
Yönetici ve eğitici sorumluluğunu taşıyan bizler
gerek edebi ; gerek teknik ; gerek yönetim ;
gerek kalite ; gerekse kişisel gelişim konusunda
hiçbir kitap okumaz isek kendimizi nasıl
geliştireceğiz . Yeni gelişmeleri nasıl alt
kadrolarımıza aktaracağız.
İşletme körlüğü kavramını hepimiz biliyoruz.
Kitap okuma korkumuz bizi farkında olmadan
gelişmelerden kopmaya ve doğal olarak da isletme
körlüğüne sürükleyecektir , gelin hep beraber bu
korkuyu yenelim. Günde okuyacağımız 20-30 sayfa
ayda 2 kitap yılda 24 kitap demektir.
Bu fobinin tedavisi için kitap okumayı hobi
olarak görmeyip;nasıl yemeye,içmeye,gezmeye
zaman ayırıyorsak;okumaya da ayni şekilde zaman
ayırmamiz gerektiği bilincinde olmalıyız. Okumak
boş zamanları dolduracak bir meşgale değildir.
Ülkemizde kişisel gelişim ile ilgili eğitim
sektöründe ayni sebeplerden dolayı
gelişmemiştir. Oysa gerek kişisel gelişim
seminerleri , gerek şirket kültürü ile ilgili
seminerlerin sektörümüz için çok yararlı
olacaktır.
ITO ‘nün 2001 yılında yaptırdığı bir araştırma
sonucu İstanbul’luların % 60 ‘i düzenli gazete
okumuyor. Bu oran kitap okumayanlarda % 68,5
kadar çıkıyor. ( Türkiye de kitap okuma
alışkanlığı “ ITO yayınları 2001 yayın No:15 ” )
Temmuz 2001’de gerçekleştirilen bu ankete
katılanların % 80 inin lise ve üniversite mezunu
olduğunu belirtirsek durumun ve vahametini
kavrarız.
Biz yöneticiler , okuma alışkanlığımızı yeniden
kazanmalıyız. Bizim okumamız ayni zamanda
beraber çalıştığımız is arkadaşlarımıza ,
çevremize örnek olacaktır. Okumaya önem
verildikçe bu alışkanlık topluma yayıldıkça
bilgi , kültür eski önemine kavuşacak , para
ikinci plana itilecektir.
Dünyada gelişmişlik çıtasının parametreleri
arasında artık okuma-yazma bilenlerin oranı eski
bir kategorik ayrım olarak kabul ediliyor. Simdi
gelişmişliğin ölçüsü bireyin bir yıl içinde
kitap dergi vb. ürünler için yaptığı harcama
miktarı veri olarak kabul ediliyor. Batili
ülkelerde bu oran yıllık 500 $ kadar çıkıyor.
Ülkemizde bu oran 2 $ ’da kalıyor.
Toplumsal dönüşüm istiyorsak toplum olarak okuma
alışkanlığını tekrar kazanmalıyız.
EKREM HAYRI PEKER
|
|
|
|